
Akdeniz’in pırıl pırıl sularının Torosların heybetli yamaçlarıyla buluştuğu, tarihin ve doğanın iç içe geçtiği eşsiz bir coğrafyadayız: Mersin. Bu bereketli topraklar, sadece lezzetli narenciyeleri ve altın sarısı kumsallarıyla değil, aynı zamanda yeryüzünün derinliklerine uzanan sırlarla da ziyaretçilerini büyüler. İşte bu sırlardan en etkileyicisi, adları bile insanı meraklandıran, mitoloji ile jeolojiyi bir araya getiren Cennet ve Cehennem Obrukları. Hazırsanız, sizi yerin yedi kat altına, efsanelerin doğduğu topraklara doğru unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyoruz.
Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Narlıkuyu mevkiinde yer alan Cennet ve Cehennem, aslında iki devasa çöküntüden, yani obruktan oluşur. Ancak bu jeolojik tanımlama, onların barındırdığı atmosferi ve hikayeleri anlatmaya yetmez. Burası, bir yanda yemyeşil bitki örtüsü, serin havası ve içindeki tarihi kilisesiyle adeta “Cennet”i tasvir ederken, hemen yanı başında duran, içine inilemeyen derin ve ürkütücü çukuruyla “Cehennem”i zihinlerde canlandırır. Bu iki zıt kavramın yan yana durması, bölgeyi sadece bir doğa harikası olmaktan çıkarıp, felsefi ve mitolojik bir deneyim alanına dönüştürür.
Bu gezi rehberinde, Cennet ve Cehennem Obrukları’nın nasıl oluştuğundan efsanelerine, ziyaret sırasında nelere dikkat etmeniz gerektiğinden yanındaki diğer güzelliklere kadar her detayı bulacaksınız.
Cennet ve Cehennem’i anlamak için önce “obruk” kavramını bilmek gerekir. Obruklar, yeraltı sularının zamanla kireçtaşı gibi eriyebilir kayaları aşındırmasıyla oluşan yeraltı mağaralarının tavanlarının çökmesi sonucu meydana gelen devasa çukurlardır.
Cennet ve Cehennem Obrukları da milyonlarca yıl süren bu doğal sürecin bir eseridir. Bir yeraltı nehri, kireçtaşı platosunun altını oymuş, devasa bir galeri yaratmıştır. Zamanla bu galerinin tavanı, kendi ağırlığını taşıyamayarak iki farklı noktadan çökmüş ve bugün gördüğümüz bu iki görkemli obruğu meydana getirmiştir. Yani gördüğünüz bu devasa çukurlar, aslında bir zamanlar üzerinizde yükselen bir dağın içinin boşaltılıp çökmesinin sonucudur. Bu jeolojik gerçek, obrukların heybetini daha da artırmaktadır.
Ziyaretinize büyük ihtimalle Cennet Obruğu ile başlayacaksınız. Girişte sizi karşılayan manzara, aşağı doğru uzanan yemyeşil bir vadiyi andırır. Ancak bu vadiye inmek, biraz efor gerektirir.
Cennet’e ulaşmanın bedeli, Roma döneminden kalma, taş döşeli tam 452 basamaktan oluşan bir merdiveni inmek. Her adımda atmosfer değişir; dışarıdaki Akdeniz sıcağı yerini serin ve nemli bir havaya bırakır. Etrafınızı saran incir ve harnup ağaçları, yabani bitkiler ve duvarlardan sızan suların sesi, size adeta başka bir boyuta geçtiğinizi hissettirir. Merdivenler yer yer dik ve yorucu olabilse de, her dönemeçte karşınıza çıkan manzara, yorgunluğunuzu unutturacak güzelliktedir. Unutmayın, bu basamakları bir de geri çıkacaksınız! Bu yüzden temkinli ve dinlenerek inmek en iyisidir.
Merdivenlerin yaklaşık 300. basamağında, sizi tarihi bir sürpriz bekler. Mağaranın ağzında, 5. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana’ya ithafen yaptırılmış küçük bir kilise bulunur. Bir obruğun içinde, yeraltına bu kadar yakın bir noktada böyle bir yapıya rastlamak oldukça şaşırtıcıdır. Kilisenin duvarlarındaki fresk kalıntıları ve taş işçiliği, o dönemin inancını ve sanat anlayışını gözler önüne serer. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört satırlık kitabede, bu kilisenin Meryem Ana’ya adandığı yazmaktadır. Bu kutsal mekanda bir an durup mağaranın sessizliğini dinlemek, ziyaretin en mistik anlarından biridir.
Kiliseden sonra yolculuk bitmez. Merdivenlerin sonuna ulaştığınızda, mağaranın en derin noktasına varırsınız. Burada sizi, kayaların arasından şelale gibi dökülen ve obruğun oluşumuna neden olan yeraltı nehrinin sesi karşılar. Bu derenin, Akdeniz’e Narlıkuyu Koyu’ndan döküldüğüne inanılmaktadır. Mağaranın sonundaki bu serin ve loş ortamda suyun sesini dinlemek, 452 basamağı inmenin en büyük ödülüdür. Buradaki hava o kadar temiz ve serindir ki, derin bir nefes alıp doğanın gücünü iliklerinize kadar hissedersiniz.
Cennet’in huzurlu atmosferinden çıkıp sadece 75 metre yürüdüğünüzde, kendinizi tamamen zıt bir manzaranın karşısında bulursunuz: Cehennem Çukuru.
Cehennem, Cennet’in aksine içine inilemeyen, yaklaşık 128 metre derinliğinde, ağız kısmı daha dar, dik ve ürkütücü bir çukurdur. Kenarları içbükey olduğu için iniş imkansızdır. Bu ürkütücü görüntüsü ve derinliği, antik çağlardan beri insanların hayal gücünü harekete geçirmiştir.
En bilinen efsaneye göre, Yunan mitolojisinin baş tanrısı Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon’u bir savaşta yener. Onu sonsuza dek hapsetmek için Etna Yanardağı’nın altına kapatmadan önce, bir süreliğine bu çukura hapsettiğine inanılır. Typhon’un çukurun dibinden çıkardığı korkunç sesler ve alevler, buraya “Cehennem” adının verilmesine neden olmuştur. Bu mitolojik hikaye, çukurun kenarında durup derinliklerine bakarken insanın tüylerini diken diken etmeye yeter.
Cehennem Çukuru’nun içine girilemese de, kenarına inşa edilmiş cam seyir terası sayesinde bu heybetli boşluğun tam üzerine çıkıp aşağıya bakma imkanınız var. Altınızda uzanan dipsiz karanlık ve çukurun yankılanan sessizliği, hem büyüleyici hem de biraz korkutucudur. Bu teras, özellikle yükseklik korkusu olmayanlar için adrenalin dolu bir deneyim sunar. Fotoğraf çekmek için harika bir nokta olsa da, asıl etki, o boşluğun yarattığı histir.
Cennet ve Cehennem gezinizi tamamladıktan sonra, hemen 300 metre batıda bulunan bir başka doğa harikasını ziyaret etmeyi unutmayın: Astım Mağarası. Adından da anlaşılacağı gibi, bu mağaranın havasının astım hastalarına iyi geldiğine dair yaygın bir inanış vardır.
Spiral bir merdivenle inilen Astım Mağarası, yıl boyunca sabit olan sıcaklığı (yaklaşık 15°C) ve %80’i aşan nem oranıyla bilinir. Bu özelliklerinin, solunum yolları rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenir. Bilimsel bir kanıt olmasa da, mağaranın içindeki serin, nemli ve temiz hava gerçekten de ferahlatıcı bir etkiye sahiptir. Mağaranın içindeki binlerce yılda oluşmuş sarkıt ve dikitler de görsel bir şölen sunar. Ziyaretçiler, şifa bulma umuduyla mağaranın etrafındaki ağaçlara bez bağlayarak dilek dilerler.
Mersin gezinizde bu eşsiz deneyimi sorunsuz yaşamanız için bazı pratik bilgileri derledik.
Cennet ve Cehennem Obrukları, Mersin şehir merkezine yaklaşık 85 km, Silifke ilçe merkezine ise 22 km uzaklıkta, Mersin-Antalya D400 karayolu üzerinde yer alır. Narlıkuyu kavşağından kuzeye dönen tabelaları takip ederek yaklaşık 2 km sonra ören yerine ulaşabilirsiniz. Özel araçla ulaşım oldukça kolaydır. Ayrıca, Mersin veya Silifke’den kalkan minibüslerle de bölgeye ulaşım sağlamak mümkündür.
Cennet ve Cehennem Obrukları, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir ören yeridir. Ziyaret saatleri yaz ve kış dönemine göre değişiklik gösterebilir, bu nedenle gitmeden önce güncel bilgileri kontrol etmekte fayda var. Giriş ücretlidir ve Müzekart geçerlidir. Tek bir biletle hem Cennet ve Cehennem Obrukları’nı hem de Astım Mağarası’nı gezebilirsiniz.
Akdeniz Bölgesi’nin yaz aylarında çok sıcak olduğu göz önüne alındığında, Cennet ve Cehennem’i ziyaret etmek için en ideal zamanlar ilkbahar (Nisan-Mayıs) ve sonbahar (Eylül-Ekim) aylarıdır. Bu dönemlerde hava daha serin olduğu için 452 basamaklı merdiveni inip çıkmak daha kolay olacaktır.
Cennet ve Cehennem Obrukları, sadece taştan ve topraktan ibaret değildir. Onlar, doğanın milyonlarca yıllık sabrının, mitolojinin derin hayal gücünün ve insanın inancının kesiştiği büyülü bir noktadır. Bir yanda hayat dolu bir vadi, diğer yanda ürkütücü bir boşluk… Bu iki zıtlık, insana yaşam, ölüm, korku ve umut üzerine düşündüren eşsiz bir deneyim sunar.
Mersin’e yolunuz düştüğünde, bu mitolojik yolculuğa çıkmayı ihmal etmeyin. 452 basamağın sonunda sizi bekleyen serinliğe, kilisenin mistik atmosferine ve Cehennem’in derinliklerine bakarken hissedeceğiniz o ürpertiye kendinizi bırakın. Çünkü burası, size Akdeniz’in sadece güneş ve denizden ibaret olmadığını, topraklarının altında ne kadar büyük sırlar ve hikayeler barındırdığını gösterecek en özel yerlerden biridir.
Taşucu Mah. Palmiye 1 Sok. No:34 34900
Silifke/Mersin
info@italyhoteltasucu.com